Kültür

Zakirlik 1

Zakirlik 1

 

Nesimi Dede

Dede ve Zakir: Nesimi Cevheri(1906-1991)


Zakir Anadolu Aleviliğinde, ibadet esnasında, yani cem de Saz ile deyiş söyleyen düvaz söyleyen kişidir. Zakir cem de eski Aşıkların  deyişlerini duvazde imamlarını çalıp söyler bunlara halk dilinde usta malı denir, varsa kendi demelerini söyler. Eski Aşıklar: Şah Hatayi, Pir Sultan, Virani, Seyyit Nesimi, Kul Himmet, Sefil Ali gibi Aşıklardır. Ali sevgisi, Ehlibeyt sevgisi halka öğüt nasihat konuları olan deyişlerini gerektiği zaman söyler. Cemde Karacoğlan, Köroğlu, Kerem gibi aşıkların, kadın, kız, Eşkiyalık  konularını içeren demeleri çalınıp söylenmez, gene çok hareketli oyun havasını andıran, veya eğlence içerikli sözler çalınıp söylenmez.


Zakirlik edebiyatı, tekke yazını, doğrudan doğru İslam kültürüne bağlıdır. Orta Asya da Ahmet Yesevi’ile başlayan tekke edebiyatı Yunus Emre ile dinsel ağırlıklı olur, Kendi yolunu kendi Pir´inin öykülerini anlatan zakirler oluşmuştur. Diğer yanda Süleyman Çelebi´nin Mevlit´i, Aşık Paşanın Garip namesi, ya da Nedim gibi şairlerin şiirleri, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı gibi, hikâye ve tekke edebiyatı harici konular Cemlerde gündeme gelmez, Allah, Muhammed, Ali, On iki İmam konularını işlemedikleri için, eğer, öğüt nasihat, niteliğinde deyişlerse çalınabilir, Hatayi, Pir Sultan gibi Aşıkların eserlerine şiir denmez, deyiş, nefes eğer içinde 12 İmamın adları varsa Düvazde İmam denir.


Zakir, cem de Saz veya Keman çalabilir, bunlardan başka Ut, Gitar, Piyano gibi çalgılar çalınmaz, özellikle Saz yerleşmiştir, seyrekte olsa Keman görülür.


Usta malı deyişleri, ceme uygun herhangi bir makama söyleyebilir. Bir deyişi farklı makamlarda da söyleye bilir. Miraç lamanın, düvazde imamların, semahın belli makamları vardır, bunlar bir ustadan öğrenilmesi gerekir.


Öteki Ülkelerin Alevileriyle Anadolu Alevilerinin arasındaki en belirgin fark, Zakirlik konusudur, belki Azerbaycan, İran ve Suriye’de çok azda olsa Anadolu Alevileri gibi cem yapan küçük kesimler varsa da,  Şiilikle Anadolu’daki Alevilerle büyük farklılıklar var, Anadolu Alevilerinin Cemlerinde Saz en baş köşede olmasına karşılık öteki ülke Alevileri günah sayacak kadar karşıdırlar, halbuki, Saz, Anadolu Aleviliğinde muhabbetin, sohbetin kilididir, Zakir deki  söz onun anahtarıdır, Pir uzun uzun açıklayıcısıdır. Anadolu Aleviliği Aşıklık yolu ile kalıcılığını korumuş, kuşaktan kuşağa Aşıklık yolu ile aktarılmıştır, yazılı kaynaklar yok edilebilir ama, insan aklındaki öğrendiği şeyler silinemez, kişi öldürülür yok edilir ama, deyiş ve şiir türü halka çabuk yayılıyor çabuk öğreniliyor bütün öğrenenler yok edilemez, kalıcılığını korur.


 Zakir postu On iki imamlardan Altıncısı olan İmam Cafer Sadık postu dur. Bazı bölgelerde ''Ustadımız Abdussamed'' derler. Abdussamed in kim olduğu hakkında bilgiye ratlayamıyoruz. İmam Cafer Sadığa hizmet etmiş ondan himmet almış bir kişi olarak biliyoruz. Bazı anlatımlarda ise Horasan ilinde kırk er vardır tekkelerinde ibadetinde  uğraşırken rüyalarında Hz. Muhammed ´i görürler. Hz. Muhammed onlara, Rum ikliminde Hacı Bektaş-ı Veli´ye varın der, onlarda gelirler, Hünkâr bunlara görev verir bunların içinden birisinin adı Abdüssamed´dir, Hünkâr’ın İmamlık görevi verdiği kişidir. (Kaynak: Seyyid Ali Sultan velayetnamesi. Bedri Noyan.)


Zakir olmak isteyenlerde bazı aranılan özellikler vardır; Müsahipli olması gerekir, yani ikrar vermiş olmalı, bu: Allah’a kul, Muhammed’e ümmet, Ali’ye talip, on iki imamlara bende olmadır, Aleviliğe giriştir, öylelikle olgun, kamil, engin gönüllü olunur, ahlak kurallarına uyacağına, eline, beline, diline sahip olacağına söz vermektir, musahip olmak, dini inancı sağlam olmak, Allah, Muhammed, Ali adına bende olmak onları zikretmek, hareketleriyle, tavırlarıyla, bilgisi ile çevredekilerine örnek olmak, Zakirin özelliği olmalıdır. Öncelikle İnsanı insan eden; Ne Saz´dır, nede Söz´dür, ahlakıdır, kişiliğidir, bilmeli ki! yolun ucu kendinde başlar, kendinde biter.


Cemlerde bir´den fazla iki ya da üç Zakir olabilir. Yörelere göre çalıp söyleme konusu da değişiyor. Bazı yerlerde, aynı deyişi her birisi birer beyit söyleyerek bitiriyor, bazı yörelerde her birisi ayrı deyiş başlar, her birisi birer beyit söyler kendi başladıkları deyişten, bir beyit birisi çalar durur öteki bir beyit çalar, öyle deyişlerini bitirirler. 


Bazı yörelerde önce Virani, Fuzuli, Yemini, Seyid Nesimi gibi Deyişleri ağır, manaları derin konuları işleyen deyişleri öncelikle Zakirler çalıp söyler, bazı Dedeler özellikle belirterek isterler. Üç deyiş sonunda her hangi birisi duvaz imam söyler bitirmiş olurlar, bu üç deyiş bir düvaz imam´a bazı yörelerde „deste bağlamak“ denir. Çalıp söyleme yeri gelince Zakir başlamadan önce Post´ta oturan Pir´den „ Dede hayır himmet eyle“ veya„ Pir´im hayır himmet eyle“ diyerek hem izin almış olur hem başlayacağını haber vermiş olur. Özellikle beş beyitli deyişler çalınıp söylenir, her deyişin son beyiti (kıtası) söylenir, çünkü son kıtasında deyişin kime ait olduğu belli olur, Şah beyiti denir, özellikle, deyişin yazarı, yani sahibi adını veya mahlasını son beyitte kullanır.


Hemen bütün eski Aşıkların Zakirlerin Ozanların esas isimlerinden başka birde „ Mahlas“ denilen isimleri vardır, örneğin: Şah Hatayi´nin esas adı İsmail´dir, Pir Sultan´in esas adının Haydar olduğu biliniyor. Deyişlerin son beyitlerinde o deyişin sahibinin adı geçince canlar ellerinin işaret parmaklarına niyaz ederler (öperler) ve göğsüne götürürler. Bu dediklerinin doğru olduğuna inanmak ve saygı duyduğunun işaretidir.


Alevi Bektaşi Zakirlerinde, Ozanlarında, Aşık karşılaşmaları (Atışmalar) yoktur, üstün olma övünme, benlik Zakirlikte kabul edilemeyen şeylerdir. Benlik Şeytan’dandır o yüzden, kabul edilmez.


Günümüzde bir çok kişi yazılı metinden okuyarak  çalıp söylüyor,  Aşıklığa, Ozanlığa bu uygun değildir, çünkü; aşığın en büyük özelliği, o andaki konuya uygun sözleri sazı ile müzikleştirmek, yani, doğaçlama veya irticalen söylemek denilen, önceden hazırlık yapmadan söylemektir. Cem Zakirleride, Şah Hatayi´nin, Seyit Nesimi´nin, Pir Sultan Abdal´ın deyişlerini zikir ede ede, ezberlemiş oluyorlar. Ve Önlerine yazılı kağıt almadan çalıp söyleye biliyorlar. Aşık, çok kısa; başkasını sevmek dersek, seven kişi sevdiğine söylemek istediğini kâğıttan bakarak söylemez, bir insanın Aşık olduğu bir kadına aşkını ve söyleyeceklerini kağıda bakarak söylediğini düşünün, çok saçma bir şey olur, karşı taraftan tokat yemezse bile mutlaka kovulur.


Zakirin bilmesi gereken şeyler: öncelikle cemde söylenmesi gereken belli şeyler vardır bunlar: Mirac’lama, tevhid, (Şahlama veya taçlama) delil düvazları, Kurban düvazları, semah, bunlar her cemde söylenmesi gereken şeylerdir. Zakir, cemde olan hizmete ve dedenin anlattığı konuya göre deyiş çalar, dede İmam Ali’den muhabbet ediyorsa, Zakire müsade ettiyse Zakirde İmam Ali den çalıp söyler. Dede öğüt nasihat ediyorsa,  Zakirde öğüt nasihat niteliğinde deyişler çalıp söyler, onun için Zakir, ya çok usta malı deyiş bilmeli, yada, kendinden doğaçlama (o anda kendisinden o konu üzerine çalıp söyleyebilmeli) yapabilmeli. Birinci deyişini Dedenin anlattığı konu üzerine söyler, ikici deyişinde konuyu değiştirebilir. Zaten, Zakire müsade edildiği zaman üç deyiş bir düvaz söyler. Düvaz: içinde On iki İmamların isimlerinin olduğu deyiştir Zakir, Düvaza başlarken, Gözcü  ya da Dede 'Edep erkan'' der, bu çok yörelerde erkeklerin diz üzeri kadınların ayağa kalkmalarıdır, bu On iki imamlara saygı göstermektir. Gene Zakir çok, Düvazde İmam bilmeli, dede cemlerde düşkün şaşkın işi hallederken, Zakire, “üç düvaz söyle,” veya “beş  düvaz söyle” diyebilir, bir düvaz bir daha söylenebilir ama iki üç defa üst üste söylendiğinde, cemaata hoş gelmez ayıplaya bilirler. Zakir ne zaman ne söyleyeceğini bilmeli, cemin başlangıç vakitlerinde hoş geldin, merhaba deyişleri çalınıp söylenir, bu hoş geldiniz deyişleri hem cemaata hem de dedeye yönelik olabilir, eve gelen misafirlere yönelik de hoş geldiniz deyişleri vardır.


Eski Aşık´lar, Zakir´lerin hakkında bir çok söylenceler vardır, halk arasında. rüyalarında ak sakallı bir pir elinden bade içenler, yada dolu içenler, yarım içenler, gibi deyimlerle, çalıp söyleyen, saz çalamadan sadece söyleyen anlamına yorumlanır, yani, yarım içenler Saz çalamadan sadece söyleyenler demektir bunlara  “Gayende“ denir, dolu içenler çalıpsöyleyebilenlerdir.    

 

Yarebülbül ve Gürani

Zakir:Yarebülbül (1936-2016) ve Gürani Doğan


Cem Zakir´i yetiştiren bir okul yoktur, esasen Aşık Ozan yetiştiren bir okulda yoktur, belki gelecekte olur. Küçüklüğünden itibaren Aşıklığa, Ozanlığa ilgi duyan, heveslenen bir kişi, bilen birisinin yanında gezerek, ona hizmet ederek, ondan kaidesini, kuralını, edebini, erkanını, halkın geleneğini, adetlerini, öğrenerek ustasının yanında başlar, onunla beraber bir müddet devam ederek ilerletir.


Zakire, sadece saz çalıp deyiş düvaz söylemek yetmez, hareketleriyle, tavırlarıyla oturmasıyla, kalkmasıyla, şakalaşmasıyla, konuşmasıyla, yani yaşamıyla örnek olması, her şeyine dikkat etmesi gereken bir kişi olmalı. Bunlarda bir ustanın yanın da bir müddet beraber yaparak öğrenilir. Cemde cemaatta ustasından, nerelerde nasıl davranacağını görerek öğrenmeli, Halk arasında ki  bir söz burda da geçerlidir. „Ustasız meslek haramdır“. 

Aşık Mehmet

Zakir Mehmet Kamışlı: (1930- 2016) 


Halk arsında eski Aşıklar, Evliya mertebesinde görülür, deyişlerinde, sözlerinde hikmet aranır, mucizeler aranır, bu konuda söylenceler de vardır, örneğin: Kulhak, Kitabında Yusuf Şahin, Pir Mehmet´in Torunu Derviş Ali´nin, Adaf Köyünde bir cem´de deyiş söylerken:


Nefistir Adamı talar
Adaf´a Elmaya salar
Üç Kürt oğlu suya dalar
Battı´mola çıktı´mola,


Diye söyler. Köylüler bunun gerçek er olduğuna inandıkları için, Fırat nehri kıyısındaki bahçelere adam gönderirler, gidenler bakar ki birkaç çocuk elma çalarken suya düşmüşler boğulmak üzereler, kurtarırlar, böyle söylenceler, bütün Aşıklar hakkında vardır.

    
M.Ö. 427-347- yıllarında yaşamış ünlü filozof Eflatun:“Ozanlar, Tanrının çevirmen evlatlarıdır“ der. Bir Allah inancını yaymakta Alevi Bektaşi Aşıkları Ozanları Zakirleri Allah’ın buyrukla rını halka duyuran onun elçileri niteliğindedir.

Aşık Mahzuni

Gürani Doğan - Aşık Mahzuni (1939-2002)