Kültür

Duvar Dibi Lisesi

Duvar Dibi Lisesi

 

Bu Okul Hiç Bitmeyecek mi?

Köyümden ve komşu köyümden konuştuğum bazı kişilere bana anlattıkları bu konuları nasıl, nereden öğrendiniz diye sorduğum da’’ Ben duvar dibi lisesi mezunuyum’’ demişlerdi.

Okuma yazma bilmediklerini bildiğim için sormuştum, ama cevapları çok hoşuma gitmişti, Duvar dibi lisesi mezunlarıymışlar. Hatta birisine’’Nerede bu Lise’’ dedim. ’’Her evde var, bir duvar gölgesinde toplanırız bilenler anlatır, yaşlılara sorarız anlatır, öğreniriz. Biz de bizden sonrakilere anlatır, öğretiriz’’ demişti

Tahsilin değil kültürün önemli olduğunu söylemeleri beni etkiliyordu. 

Onlara göre kültür büyüklere saygı, küçüklere sevgi, edepli, terbiyeli, olgun vb. olmaktı. 

Yakın tarihe kadar, hemen hemen 1960’lı yıllara kadar köylerimizde okul yoktu, o yüzden okuma yazma bilenlerimiz de çok azdı. Okuma yazma bilenler de Arapça okuyup yazıyorlar, Medrese denilen din okullarından öğreniyorlar ya da köylerdeki Arapça bilen Hocalardan, Kuran okumasını, belli duaları, belli yaptırım dualarını, Nikah, damat donatma, cenaze vb öğreniyorlardı.

Eğitim, kültür belli odalarda veya belli evlerin, odaların duvarlarının gölgesinde toplanıp oturuyorlar, anlatılar, sohbetler orada oluyor dolayısıyla yetişenler oralarda duyarak öğreniyor bilgi gelenek, kültür öylece yetişenlere aktarılmış oluyordu.

İnsanlar Hayatı öğrenmeli. Merakları ile, deneyimleri ile, görerek, duyarak, yaşayarak öğrenmeli ilerlemeli gelişmeli bilgisini görgüsünü geliştirmeli, kendisinden sonrakilere anlatmalı, aktarmalı, Kendisinden sonrakiler de öğrendiklerinden devam edebilme fırsatı bulabilmeli.

Yaşayarak öğrenilen şey unutulmaz, sonradan öğrenilen unutulabilir.

Her kişi öğrendiklerini kendisinden sonrakilere aktarmazsa, ardından gelenler sıfırdan başlamak zorunda kalıyorlar demektir. Bu dinde de böyledir, bilim de de böyledir, sanatta da böyledir, gelenekte kültürde de böyledir.

Bilimsel çalışmalar, araştırmalar, buluşlar böyle olmuştur. Her gelen bir önceki sistemi denemiş ona yeni buluşları, yeni teknoloji olanaklarını ekleyerek ilerleme kaydetmişlerdir, işi kolaylaştırmışlardır.

Din konusunu ayrı değerlendirmek gerekli.

Dinlerin, özellikle kitaplı, tek Tanrılı dinler yeniliğe modernleşmeye açık değillerdir. ’’Tanrı buyruğu değiştirilemez’’ anlayışı hakimdir.

Belli kurallar yaptırımlar vardır öğrenir ve tatbik edersin, bu yaşam boyu devam eder, hafifletme kuralları vardır. Namazı oturarak kılmak, orucu para karşılığı başkasına tutturmak, su bulamayınca toprakla abdest almak vs.

Tarikatlarda Şeyhe bağlılık.

Alevilikte de Dedeye dış kapıdan niyaz ederek, diz üzeri varıp dedenin oturduğu yere ve dizine niyaz etmek.

Ömür boyu onun dediğini tutmak, emrinde olmak.

Bu öğreti yeri bir okul ise, varmak, öğrenmek ve eğitilmek amaç ise, neden ömür boyu devam ediyor, bitirilmiyor.

Belli mertebelere ulaşabilenler Hocalarının, ustalarının yaptıklarını tekrarlayanlar değildir, ustalarından öğrendiği şeylere ekleme yapabilenlerdir, yeni şeyler üretebilenlerdir, öğrendiklerini ilerletebilenler, geliştirebilenlerdir.

Seyit Nesimi, Hurufilik okulundan yetişti fakat yeni şeyler söyledi. Yunus; Taptuk Emre dergahında, Kaygusuz Abdal; Abdal Musa dergahında, Hacı Bektaş Veli, Ahmet Yesevi Dergahında Lokmanı Perende’de yetişti, yeni öğretilerle kendilerini kabul ettirebildiler.

Yüzyıllardır Anadolu Aleviliğini Bektaşiliğini sürdürüp getiren kişilerin hemen tamamı Duvar dibi lisesi mezunlarıdır.

Burada hemen bana büyüklerimden anlatılanı yazayım.

1950’li yıllarda Köyümün yaşlıları kara yapı dam üzerinden Annemin babası Haydar dedemi çağırırlarmış  ’’Haydar Efendi Kumru kitabını alda gel’’ derler. Dedem de Kerbela olayını akıcı ağıt dili ile yazılı Arapça olan kitabı alır gider yaşlı veya genç toplanan kişilere duvar dibinde ağaç üstünde veya yerde oturan insanlara okurmuş.

Benim çevremde halkın kabul ettiği kişiler sanırım okuma yazmaları da olmayan kişilerdir. Saburoğlu Arif Ağa, Çağşak köyünden Abidin Dede, 1960’lı yılların bilinen ünlü Dedeleri İsmail Akın’lar, Gürgür Yusuf Dede’ler Duvar dibi Lisesi mezunlarıdır.

Mahzuni Şerif Askeri okuldan değil Duvar dibi lisesinden mezun olunca halk sevdi.

Duvar Dibi Lisesi, Halk okuludur halkın içinde eğitilmektir, içinde olduğu toplumun geleneğini, kültürünü öğrenip kabul edip saygınlık kazanarak sürdürmektir.

Nazım Hikmet, Yaşar Kemal ve benzerleri tahsillerinden sonra halka inebildikleri zaman, Bence de duvar dibi lisesini bitirdikleri zaman sevildiler, bildiklerine yeni şeyler eklediler, ekleyebildiler.

Kişileri eğite bilip toplum içerisinde söz sahibi yapabilmek, toplum içerisinde konuşulan konularda söyleyecek sözü olanların Ustam, Ustamız, Hocam dedikleri kişiler de Duvar dibi lisesi eğitmenleridir.

Ünlü Ozanımız Aşık Veysel (18941973) Halk içinden gelmedir Okul, tahsil görmemiştir, benim deyimimle Duvar dibi lisesi mezunudur, söyledikleri ile kendisini kabul ettirmiştir, kimden, kimlerden öğrendi ki düşüncelerini şiire döktü, bağlaması ile bizlere duyurdu.

Hele vasiyeti niteliğindeki dediği: Mezarıma taş koymayın beton dökmeyin, ben öldükten sonra üzerimde otlar bitsin, çiçekler açsın taş kapatır, çimento kapatır hiç kimse istifade edemez, benim toprağım da milletime hizmet etsin oradaki biten otlardan koyun yesin et olsun kuzu yesin süt olsun arı yesin bal olsun.

Aşık Veysel'e köylüsü olan bir lise öğrencisi şöyle bir soru sorar; ''Okulu olmayan yerde eğitimi nereden aldın, her şeyden haberlisin!'' Aşık Veysel şöyle yanıtlar; ''Oğul biz eğitimi doğduğumuz günden almaya başlarız. Bak senin şimdi böyle şeylerle pek ilgin olmadığını biliyorum. Biz küçükten okula başlıyoruz. Örneğin ben sekiz on yaşlarında cem törenlerini gizli gizli izlerdim. Kör ve çocuk diye bize pek yer vermezlerdi. Ben de gündüzleri cem yapılacak evdeki çuvalların ve yüklüğün arkasına saklanır, saatlerce onları dinlerdim. Dedeler birer derya idiler. Hele zakirler beni hep büyülemiştir. Ne güzel deyişler okurlardı. Ben ezberlemeye büyük gayret gösterirdim, dışarı çıkınca da günlerce değnekle saz çalar, türkü makamlarını çıkartmaya çalışırdım.'' Diyor.

Ben, Aşık Yarebülbül‘ü ustam olarak kabul ederim, ve tam bir örnek teşkil eder:

Yarebülbül ilk okul 3. sınıfa kadar okumuş devam etme olanağı  olup olması önemli değil, onun zamanında Köylerde uygun bir evde okuma yazma bilen bir kişi köy deki çocuklara okuma yazma öğretiyor ve 3. sınıfa kadar.

Devam etmek isteyen, Şehir de ki 5. sınıfa kadar olan okula devam etmesi gerekiyor. Yani 4. ve 5. sınıf şehir de herkes de gidemez, köylü çocuğu tarımla hayvancılıkla uğraşır, babalara insan gerek, kişi gerek, gönderilmez.

Yarebülbül Tam bir duvar dibi lisesi mezunudur. Ilk okul 3. sınıftan sonra babasının konumundan dolayı (Hem bölgenin baş Pehlivanı, hem savaştan dönemeyen kardeşlerinden dolayı askere gitmemiş eşkıyalık yapmış) Evlerine gelip gidenlerin toplantılarından, sohbetlerinden öğrendikleri şeylere kendiside düşüncelerini ekleyerek şiirler yazmış, Çevredeki Aşıklarla iletişime geçmiş, Belli bir ilerici gurup içerisinde yer almış, düşüncelerini geliştirmiş okuma alışkanlığı edinmiş, içinde bulunduğu toplumun yaptırımlarını iyi öğrenip yanlış bulduklarını söyleyebilmiştir, ve ben bizden öncekilerin, çocukluğumda gördüğüm gelenek ve kültürün bir çok gereksiz veya yanlış bulduğum taraflarını ondan öğrendim.

İnsanın kutsallığını, bütün canlıların değerli olduğunu, başkalarının ayıplanmaması gerektiğini, kutsal sandığımız insanlarında bizim gibi olduğunu, daha birçok şeyleri düşünmemi sağlayan Hocamdır.

Bilim adamlarını ayrı tutuyorum. Bilimsel ve teknoloji araştırmacılarını ayrı tutuyorum. Aslında onlar da kendilerinden öncekilerin bulgularına ekleme yapabildikleri oranda önemsenirler, halka inebilirler.

Tahsili bitirebilmek yetmiyor, çağının gelişimine göre akılcıl, bilimsel yeni şeyler söyleyebiliyorsan, gelenekte olsun, kültürde olsun, ahlak dediğimz kavramda olsun, bizden önceki kuşakların, terbiye dediği, edep dediği, insan ilişkilerinde bir çok şeyde, Kimseye, hiç bir şeye sana zarar vermediği sürede hiç bir canlıya zarar vermeden yaşayabiliyorsan, ibadet dediğimiz yaptırıma gerek duymadan mutlu yaşayabilmeliyiz.

Her canlı ile aramızdaki ilişki mesafesini ayarlayabiliyorsak, sevmediğimiz kişiyi olduğu gibi kabul edip rahatsız edilmediğimiz sürede rahatsız olmuyorsak.

Yaşamımıza kastedilmediği sürede kimsenin yaşamını kısıtlamıyorsak.

Tüm dünya ülkelerini birleşmeye bir ülke olmaya Federasyon misali sınırları kaldırarak her toplumu kendi içinde kardeşçe, öteki toplumlarla dostça yaşamaya çağırabiliriz.

Bugün değilse yarın, bu yıl değilse gelecek yıl, bu asır değilse gelecek asır, ya da binlerce yıl sonra insanlığın bir ülkede, hatta bir dilde birleşebileceklerine inanıyorum.