Kişiler

Kevser Kamışlı

Ulaştığım yerdeki çok şeyi anneme borçluyum. Düşünebilmenin kaynağı öğrenmekle, bilgi edinmekle ilgilidir. Okumak kadar yazma alışkanlığımın temeli de annemdir.  Küçük yaşlarımdan itibaren sürekli beni teşvik eder, desteğini esirgemez, heveslendirirdi. Şimdi, aradan geçen 50 yıldan fazla zamandan sonra bunu daha iyi anlayabiliyorum.
Annem 1939 yılında Sungurlu’nun Kamışlı Köyünde doğmuş. Babası Haydar köyün hocası, annesi Firdevs de köyün gönüllü ebesi olduğundan herkesle ilişkisi bulunan ve herkesten saygı gören bir ailede yetişmiş. O zamanlar köyde okul olmadığından Haydar Dedem anneme küçük yaşlarda okuma yazma öğretmiş. O zaman başladığı okuma yazma hevesi son günlerine kadar devam etti.
Firdevs Nenem de anneme yine çocuk yaşlardan itibaren ev işlerini öğretip, el becerilerini geliştirmesine yardımcı olmuş.
Daha 14 yaşındayken o zamanki geleneklere uyularak dayısının oğlu Arap ile evlendirilmiş. Aslında zaten tüm geniş aile aynı evde oturduğundan kendi evinde gelin olmuş.
Anneme bu konuyu sorduğumda, »Annem, babam, gelinbacım, (kaynana),dayımın, (kaynata) ne konuştuklarını, nasıl karar verdiklerini bilmiyorum. İşte, bizi evlendirdiler. Yani evliliğin ne olduğunu bilmeden evlenmiş olduk,« diye anlatırdı.
O zamanın ve köyün koşullarına göre varlıklı bir evin küçük kızı olmasına rağmen hayatın zorluğunu, meşakkatini erken yaşlarda anlamıştı. Bunu da bir şiirinde dile getirmişti.

Dövene bindim de saplar erimez
Rençperliği böyle yaptım ben canım
Uykum geldi yardımcılar görünmez
Rençperliği böyle yaptım ben canım

Gökte şimşek çakar hava bulanır
Gözlerime uyku girmez uyanır
Kerpiç ev yağmura nasıl dayanır
Rençperliği böyle yaptım ben canım

Garip Kevser çok cefalar bulmuşum
Orak ile arpaları yolmuşum
Gelmiş Almanya’da işçi olmuşum
Rençperliği böyle yaptım ben canım

Aradan geçen bunca yıldan sonra babam 1969 Aralık ayında işçi olarak Almanya’ya gitti. İyi kötü düzenini kurunca da 1974 Ağustos ayından itibaren bizleri yanına almaya başladı. Böylelikle kısa sürede tüm aile yeniden biraraya gelmiş olduk.

Annem, çevresinde sevilen, herkese okumayı, öğrenmeyi, bilgilenmeyi öneren bir yapıya sahipti.Çevrede ölen kadınların cenazesini yıkayıp, kefenlemesini bilen, etrafta birçok kişiye de öğreten kişiydi.
Son yıllarda her ne kadar fazlaca belli etmemeye çalışsa da iyice duygusallaşmıştı. Hatta bu durumunu bir dörtlükte şöyle dile getirmişti:
Kevser’im ya hasta olmuş yatarım
Gelenlere yorgun bir göz atarım
Kalksam bacaklarım tutmaz tartarım
Yorulmazdım yordun beni hastalık

İyiyi, güzeli, doğruyu, adaleti, sevgiyi herkese nasihat olarak anlatan anneme, 2004 yılında kanser teşhisi kondu. Sonra bu amansız hastalıktan kurtulamayarak 22 Ocak 2008, Salı günü aramızdan ayrıldı.
İsteği üzerine de köy mezarlığımızda istediği yerde sonsuzluğa yolcu ettik.
Annemin yokluğu hemen kendini hissettirmeye başladı. Böylelikle her geçen gün önemini daha fazla anlamaya başladım.
Duygularımı dile getirmeye çalıştım.

Senin öğrettiğin nasihat ile
Her daim vicdanım akladım anam
Sen gittikten sonra daha özenle
Ben kendi kendimi yokladım anam

Gittiğinde öyle yalnız kalmıştım
Yanlış hayallere kötü dalmıştım
Seni defnederken toprak almıştım
Kendi mezarıma sakladım anam

Yukarıdan felek haksızlık saçtı
Bilemem ne yapayım tadım da kaçtı
Köyden getirdiğin gül gene açtı
Senden koku diye kokladım anam

Gürani Doğan’ın halleri yaman
Kızgınım bu felek vermedi aman
Haksızlık eyleme derdin her zaman
Aklımı gönlümü pakladım anam